• en karizmatik hayvan

    169.
    insandır efendim var mı ötesi, insan da bir hayvan türü değil mi ?

    (bkz: William Fichtner)
    -2 ... tuning2002010
  • kitap alma hastalığını nasıl yenebiliriz

    24.
    bunun hastalık olmadığını anladığın zaman.
    1 ... tuning2002010
  • ahlak doğuştan mı geliyor

    1.
    yüzyılların felsefi konularından biri olan "iyi ve kötü algısının doğuştan mı geldiği, sonradan mı öğretildiği" tartışmasını hepimiz işitmişizdir. bu konuda john locke'ın zihni "boş bir levha"ya benzetmesi meşhurdur. örnek olarak sosyolog durkheim "toplumdan öğrenir" derken, marksist yaklaşım ise "hakim olan güce" bağlamaktaydı.

    buna karşın -istisnalar olmakla birlikte- teist felsefeciler ise doğuştan ahlakı savunurlar, bunun tanrı vergisi dürtülerden oluştuğu fikrini desteklerdi.

    söz konusu entry, sırasıyla:

    1) bebekler üzerinde yapılan araştırmalar
    2) yetişkinler üzerinde yapılan araştırmalar
    3) materyalistlerin evrim tezi
    4) teistlerin anti-evrim tezinden bahsedecek.

    son yapılan araştırmalar, ahlakın doğuştan geldiği fikrini destekler nitelikte görünüyor.

    yale üniversitesi profesörü paul bloom önderliğinde, 2007 yılında bebekler üzerinde bir araştırma yapılıyor.

    bu çalışmaya göre, yürüyemeyen, konuşamayan hatta daha doğru dürüst desteksiz oturamayan bu bebeklerin ahlaki/etik yönlerinin belirli bir düzeyde gelişmiş olduğu saptandı.

    bu bulgular, "insanların etik değerleri öğrenmesinin çok sonradan, anne ve baba tarafından yapıldığını; insanların farklı bir etik değerlere sahip olmadığı" görüşünü sarsacak nitelik taşıyor.

    hatta (6 aylık bir bebeğin, iyi ve kötü ayırımını öğrenme yeteneğinde olmaması) sebebiyle, insanın doğuştan ahlakî bir temelle dünyaya gelip gelmediğini gösteriyor olabilir.

    bu deneylerden birinde, kuklalar kullanılıyor. bu kuklalardan kimisi "yardımcı/iyi" bir rol sergilerken, diğer kuklalar "kötü ve hedefe ulaşmayı engelleyen" bir role bürünüyor.

    bebekler, daha sonra kendilerine sunulan bu kuklaların "iyi" olanını seçiyor, hatta kimisi "kötü" olan kuklaya karşı yargilayici davranıp, eliyle vurmaya başlıyor.

    (hatta bu deneyin videosunda, çocukların renk seçimine dair seçim yaptığı riskine binaen; aynı renkteki kuklalar zıt karaktere büründürülüyordu. buna rağmen bebekler tekrar "iyi" olanını seçiyor, henüz elini kullanamayan bebekler ise gözlerini "iyi" olan kuklaya dikip uzun süre sadece ona bakıyordu)

    profesör paul bloom, yaptığı araştırma hakkında: "bu bulgular, bebeklerde etik değerin daha hayatlarının başında var olduğunun gözlemlendiğini" ifade etti.

    "iyi ve kötü algısının (diğer canlılardan farklı olarak) insan bedenine yerleşik olduğunu" da ekledi.

    bu araştırma kapsamında, küçük bir tepeye çıkmaya çalışan bir kukla gösterisi sunuldu. diğer figür bu kuklanın çıkmasını engelliyordu.

    bazen de çıkması için yardım ediyordu.

    bu sunumun sonunda, 6 aylık ile 12 aylık arasında değişen bebeklerin, "ezici" çoğunlukta iyi kuklayı tercih ettiği saptandı.

    kaynak:http://www.dailymail.co.u...months-study-reveals.html

    bu araştırmaya bazı doktorlar, "belki bebekler oyun izlemeyi istediği için olumlu olanı tercih etmişlerdir" , ya da "bebekler daha hayatın başından itibaren olumlu olumsuz fiilleri hemen öğrenmiş olabilir" tarzi bir yaklaşım getirse de, henüz 6 aylık bir bebekte figürler arasındaki "olumlu kişi - olumsuz kişi" algısını ayırma yeteneğinin, "iyi-kötü" algısına benzerlik gösterdiği de kayıtlar arasında.
    şimdi ise bir başka psikolojik araştırmadan bahsedelim:

    söz konusu araştırmada farklı kültür, din ve toplumsal yapıya sahip insanlara şu iki soru soruluyor:

    soru 1: operatör bir doktor hastaneye girdiğinde, hemşirenin telaşla koşuştuğuna tanık olur; hemşire doktora sorunu şöyle anlatır: “doktor! ambulans biraz önce çok kritik durumdaki beş kişiyi getirdi;

    ikisinin böbrekleri ciddi zarar görmüş vaziyette, birinin kalbi zedelenmiş, birinin akciğeri mahvolmuş, birinin karaciğeri yırtılmış. organ bağışı bulabilecek durumda değiliz ama sağlıklı genç bir adam kan bağışında bulunmak için geldi ve lobide oturuyor. eğer bu adamın organlarını alırsak beş hastamızın hepsini kurtarabiliriz. elbette ki bu genç adam ölecek ama beş hastayı kurtarmış olacağız.”

    operatör doktorun bu genç adamın organlarını alması ahlaken meşru mudur?

    soru 2: bir tren saatte 150 mil hızla ilerlemektedir. birden treni süren makinist, kontrol panelindeki bir lambanın frenlerin patladığını haber verdiğini görür. bu olay olduğunda makinist, trenin normal güzergahının üstündeki yolun üstünde beş kişinin arkaları dönük bir şekilde, trenden habersiz yürüdüklerini fark eder. makinist tren yolunun birazdan ikiye ayrıldığını, yan yola sapıp çocukları ezmeyebileceğini,
    fakat yan yolda da bir kişinin arkası dönük bir şekilde, trenden habersiz yürüdüğünü fark eder.

    makinistin bir karar vermesi gerekmektedir: ya treni normal güzergahından saptırmayacaktır ve beş kişi ölecektir, ya da treni yan yola geçirecektir ve bir kişi ölecektir ama beş kişi kurtulmuş olacaktır.

    makinistin treni yan yola geçirmesi ahlaken meşru mudur?

    marc hauser, eğer birinci soruya “hayır”, ikinci soruya “evet” cevabını verdiyseniz; bu testin uygulandığı on binlerce kişinin büyük çoğunluğuyla aynı cevabı verdiğinizi
    söyler.

    işin şaşırtıcı kısmı araştırmada bulunan insanların, bu soruya çok hızlı bir şekilde-düşünme payı olmadan- ortak cevap vermeleridir. bunu steven pinker’ın dediği gibi yorumlayabiliriz: “insanların empatik ahlaki görüşlerini oluşturan içgüdüsel hisleri vardır ve bu ahlaki görüşlerini rasyonalize etmek için sonradan mücadele ederler."

    tıpkı dil öğrenme yeteneği gibi: doğuştan beynimizde gramer çeşitlerinin tümünü çözebilecek bir zemin vardır; biz ise bunları sonra öğreniriz. ahlak da beynimizde doğuştan gelen bir zemine sahip!

    araştırmaların bir başka yönünde ise insan beyninde "sosyal huzuru bozan mızıkçıyı saptama"(cheater detection) mekanizması olduğu ortaya konuldu.

    bu araştırmalar ışığında doğuştan ahlaki özelliklerimiz olmadığını söyleyen sigmund freud, jean piaget ve lawrence kohlberg gibi ünlü düşünürlerin yanıldıklarını bulmak heyecan verici. elbette bu heyecan "kusur arama" ve "değersizleştirme" temelinden değil; yeni bilgilerin hayata bakış açımızı böyle kökten şekilde etkilemesi ve geçmiş sosyolojik-psikolojik bakış açılarımızın merceğe alınmış olmasından kaynaklanıyor.

    - peki tartışmalar ne boyuta taşındı?

    bu gibi yeni buluntulara karşı materyalist bakış açısına sahip düşünürler yeni bir pozisyon alma ihtiyacı hissettiler. bu da: "ahlakın doğuştan bir şekilde evrimle gelmiş olması" şeklinde oldu.

    bu şekilde ahlakın doğuştan olmasına karşı tavırları sona ermiş, bununla beraber bunun doğal seleksiyona bağlanması pozisyonu alınmıştı. buna göre ahlaki özelliklerimiz "karşılıklı huzur" amacıyla doğmuştu. yani ben senin ailene zarar vermeyeyim, sen de benim aileme zarar verme!" dürtüsü evrilerek "ahlak ve empati" niteliği kazandı.

    seleksiyonu insan biyolojisi için açıklama olarak gören teistleri bir kenara bırakırsak; diğer teist kesim buna şu şekilde itiraz etti:

    1) insan dışında 20 milyon canlı türünden birinde dahi neden böyle bir ahlakî evrimsel bulgu görünmemekte? "bana zarar verme ben de sana zarar vermeyeyim" gibi fazlasıyla ibtidaî(basit) bir hayatta kalma tarzını neden diğer canlılar uygulamıyor?

    2) eğer evrim böyle olsaydı, sadece çıkara dayanan bir ahlak evrimleşmiş olurdu. oysa bugün insanlar arasında "zarar görsen bile zarar verme" gibi eğilimler, ahlakın zirvesidir ve salt tesadüfi evrimsel gerekçelerle açıklanamaz.

    3) böyle açıklandığı kabul edilse dahi, "karşılıklı huzur"un gerekli olmadığı, yani bir tarafın üstün olduğu durumda yine ahlak devre dışı kalmalı ve biz bu durumu "ahlak dışı" görmemeliydik.

    - özetle tartışmalar böyle devam etmekte, konu fazlasıyla heyecan verici olduğu için bu alandaki araştırmalar da dünyanın dört bir yanında ilgili bilim insanlarınca yürütülmektedir. fakat ahlakın doğuştan geldiği kısmının sabit bir kabul görülmesinin yakın olduğunun altını çizebiliriz.
    1 -1 ... tuning2002010
  • haz kötü müdür

    30.
    cinsel dürtüleri beynini ele geçirmiş kişilerce, garipsenen gerçeklik.

    dinin bu olguya katı bakmasının yegane sebebi, onu ilahlaştırmaktır.

    (bkz: sex yaparken tavan yapan dopamin hormonu)

    bu öyle bir illettir ki kişi bunun tahakkümü altına girerse artık beyni değil cinsel güdüleri hayatına yön verir.

    (bkz: en yakın arkadaşım)
    1 ... tuning2002010
  • haz kötü müdür

    28.
    (bkz: bunu dopamin hormonuna sorsana delikanlı)
    1 ... tuning2002010
  • tanrıdan kullarına not

    4.
    Hak, kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberi yakında kendilerine gelecektir. Enam/5
    2 ... tuning2002010
  • tanrıya bir not

    98.
    ALLahım bu sığırlara Hidayet nasip et.
    “ bilmiyorlar bilseler yapmazlar”
    -1 ... tuning2002010
  • cennet

    495.
    not: bu entry müslümanları ilgilendirmektedir. muhalefet olmak isteyene de kapımız açıktır.

    insan, dünyadaki hayatı sona erdikten ve yeniden diriltme vuku bulduktan sonra, farklı bir fiziksel formda yaratılacaktır. bunun delili; cennet ve cehennem hayatının zaman üstü konumu, insanın fiziki şartları yüzünden ölmemesi ve farklı bir hayat yaşamasıdır.

    bununla birlikte, cezalandırma ve ödüllendirme sistemi de elbette bizim dünyadaki bildiklerimizden daha farklı içeriklere sahip olabilecektir. fakat, bunların anlamamız için, söz konusu hayatın anlatımında asıl itibariyle bu dünyadaki beden formumuza hitap eden bir uslup kullanılması gerekir.

    kur’an da cennet hayatını anlatırken bildiğimiz üzere; eğlence, huri, hizmetçiler, keyif, dinlenme, sınırsız yiyecek ve içecek gibi kavramları ön plana çıkarır.

    bu konuda ise tarih boyunca bir kesim tarafından benzer eleştiriler gelmiştir. bu kesim, hayallerindeki cennet tasvirine cinsellik, hizmet, eğlence gibi kavramları sığdıramamakta ve bu gibi sebeplerle cennet hayatı tasvirlerini sıkça eleştirmektedir.

    oysa kur’an’ın sunduğu cennet hayatı tasviri, günümüz modern psikoloji biliminin meşhur ihtiyaçlar piramidine uygundur: https://galeri.uludagsozluk.com/r/1594867/+

    u piramid, bir basamak eksik, iki basamak fazla en kabul gören ihtiyaç hiyerarşilerinden biridir. kur’an, bütün insanlar için piramidin her aşamasına gönderme yapacak ayetler içerir. bunların bir kısmına gönderme yapalım:

    birinci basamak:

    beğendikleri meyveler, canlarının çektiği kuş etleri vardır. (vaki'a/18-21)

    orada çok temiz zevceler de onlarındır. hem onlar orada ebedî kalacaklar. (bakara/25)

    ikinci basamak:

    onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler. (sebe/37)

    işte onlar için korku yoktur. onlar üzülmeyeceklerdir de. (a'raf/35)

    üçüncü basamak:

    biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar. (hicr/47)

    ve sevinçli olarak ailesine dönecektir. (inşikak/9)

    dördüncü basamak:

    rablerinden korkanlar da bölük bölük cennete sevk edilmektedir. nihayet oraya vardıkları zaman kapıları açılır ve bekçileri onlara: "selâm sizlere, ne hoşsunuz! ebedî olarak içinde kalmak üzere haydi girin oraya!" derler. (zümer/73)

    beşinci basamak:

    allah da onları o günün fenalığından korur, yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir. (insan/11)

    altıncı basamak:

    onlar da: "hamdolsun o allah'a ki, bize vaadini doğru çıkardı ve bizi cennet arzına varis kıldı. cennette istediğimiz yerde oturuyoruz" derler. bak ne güzeldir mükafatı o iyi amel işleyenlerin! (zümer/74)

    yedinci basamak:

    yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.

    rabbine bakar. (kıyamet/22-23)

    - şüphe yoktur ki, kişinin dünya hayatında kendisini gerçekleştirmesinin zirvesi allah’a kavuşmasıdır. cennet nimetlerinin hiçbiri, bu nimete karşı kıyaslanamazlar.
    ... tuning2002010
  • yazarların okumakta oldukları kitap

    202.
    ''yanılmışım tanrı varmış'' antony flew.
    ... tuning2002010
  • din savaşları

    7.
    tekabül %7.

    diğer %93

    ekonomik çıkarlar, siyasi sebepler, aç gözlülük,menfat,hırs vb. uzar gider.
    1 -1 ... tuning2002010
  • aristoteles

    141.
    zayıflar her zaman adalet ister, güçlüler ise bunu takmaz.

    ariston'un bu sözüne katılmakla birlikte, yeterince entellektül olgunluğa ulaşmış, kendisini her hangi bir ideolojiye nispet etmeyen, ''adalet olmalı'' ,mottosunun oldukça yapay olduğunu anlar. ve din dışı hiç bir dünyevi, ideoloji-görüşle temellendirilmeyeceğini bilir.
    1 -1 ... tuning2002010
  • aristoteles

    139.
    aristo diye de bilinmektedir.
    2 ... tuning2002010
  • cennete gidince talep edebilecek miyiz

    7.
    isra Suresi, 4. ayet: Kitapta israiloğulları'na şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz.

    Bakara Suresi, 34. ayet: Ve meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. iblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.

    ateistlerin amelleri gerçekten şeytanla, bire-bir, siz bu kibirle cennete gidin sonra arz-talep tutarsızlığını tartışırsınız.
    ... tuning2002010
  • cennete gidince talep edebilecek miyiz

    3.
    bu kafayla hele bir cennete git ondan sonra arz-talep, espirini yaparsın.
    3 -1 ... tuning2002010
  • türkiye de ölen askerler şehit mi oluyor

    2.
    gönül isterdi ki müslüman nüfusu, yüzde 99 gibi uçuk istatistiklere sahip olsun, yalnız bu da doğru değildir, bu ülkenin en az yüzde 30 u bu dine mensup değildir, kimlikteki ibare baz alınmazsa tabi.
    1 -1 ... tuning2002010
  • mutlu olmak için yapmanız gerekenler

    23.
    girilen entryler bana budiz mi hatırlatmıştır.

    budist felsefeye göre ''beklentiler acı getirir''

    zaten bu felsefeye göre beklentisini ''minumum'' değil ''0'' a indiren bir birey, nirivanaya ulaşmıştır.

    (bkz: ay hadi inşallah)
    ... tuning2002010
  • mutlu olmak için yapmanız gerekenler

    21.
    çikölata yiyin.

    edit: çikölata'nın serotonin salgılanmasına etki ettiği tıbben onaylanmıştır.
    -1 ... tuning2002010
  • zar diktiren kadınlar

    1.
    bu işlemi yaptıran kadınlarda ahlak yoksunluğu olduğuna inanıyorum. yani bunun nasıl bir açıklaması olabilir ki? bunu yaptıran kadın her şeyden önce kendini mal olarak görüyordur, ambalaj düzeltme işlemine girişiyor haliyle.

    en çok dillendirilen savunma: “sığırlar bizi buna mecbur bırakıyor”

    sığırla evlenmek zorunda mısın? adam bakire olmayan bir kadınla evlenmek istemiyorsa onun tercihidir, saygı duyacaksın. kandırmak ve bir de bunu haklı görmek ne demek?

    gidip piç erkeklerle hata üstüne hata yapıp efendi bir erkek bulunca “ama mecbur ediyorlar” bizi yalanıyla o efendi erkeği kandırmaya kalkıyor. belki sen efendi erkekle evlenmeye layık bir kadın değilsindir, belki tam da bu yalanlara başvurduğun için layık değilsindir, hiç bunu düşündün mü?

    düşünmedin, çünkü ahlaksız, karaktersiz bir şıllığın tekisin. neyse ki ister karma de, ister ilahi adalet bu köpekliklerin karşılığını fazlasıyla çıkarmadan ölmene izin vermiyor hayat.

    edit: bu etry de debe niyetine elzemdir.

    bekaret felsefesi ve evlilik süreci.

    "ahlak orada değildir, burada değildir" diye kendini kandıran tiplere ağır gelen felsefedir.

    bir insan topluluğu, bir erdeme sahip olmadığı zaman o erdemi küçümsemeye ve alaya almaya çalışır. ancak belirli değerlere sahip insanlar ise alaya alınması gereken kimselerin diğerleri olduğunu bilirler.

    "bekaret önemli değildir, insan serbest olmalı" diyenlere aynı özelliğe sahip iki insandan birini tercih etmelerini söylesek; tercih yapan kişi ister erkek olsun ister kadın olsun, daha önce birliktelik yaşamamış olanı seçecektir.

    kişi, cinselliğini evliliğe ertelemelidir. bu hem kadın hem de erkek için olması gerekendir. aksi takdirde evlilik de uzun sürmez.

    esas sebebi özgürlük ve bağımsızlık değil, evlilik öncesi ilişkinin normal görülmesidir.

    evet, bu sebepledir ki avrupa'da boşanma oranı %30-60 arasında değişiyor. bu "korkunç" bir rakam:

    http://www.businessinside...s-around-the-world-2014-5

    ne oluyor da evlilikten önce birbirini seven, evlilik planları kuran insanların büyük bir kısmı birbirleriyle hayat yürütemiyor?

    sebep, evlilikten önce de evli gibi yaşamalarıdır. fakat burada bir fark var, evlenmeden önce kendi ailesinin bireyi olan erkek ve kadın, birçok hayat sorumluluğu ve yükümlülüğünden soyut bir şekilde "romantik aşk" yaşarken, evliliğin getirdiği cinsel serbestliğe de sahipti.

    sonra ne oluyor? evleniyorlar. zaten ilişkileri bir boyut degistirmiyor. birbirlerini zaten bedensel olarak dahil biliyor ve tanıyorlardı. evlilik sadece "fatura", "kredi borçları", "ev işleri", "ekonomik yükümlülük", "toplumun verdiği karı koca rollerinin idamesi" gibi yeni kavramlar getiriyor.

    yani birbirleri ile olan ilişkileri, evlilikle daha güzel tecrübelere evrilecekken, "evlendikten sonra sorunlar arttı" fikri oluşmaya başlıyor. bu yüzden de başlayan belki basit kişisel anlaşmazlıklar, büyük sorun haline geliyor ve evlilik bitiyor.

    boşanma oranı, bir toplumun özgürlük oranını değil mutsuzluk oranını gösterir. boşanmak her zaman mutluluğa sebep olmaz. yeni evlenen her insanın %50'si fiziksel ve duygusal olarak yıpranmış, kurmaya çalıştıkları düzen alt üst olmuş, -varsa- bebeğin aidiyeti problemi doğmuş demektir.

    elbette, boşanma oranlarını etkileyen birden fazla neden vardır ama sosyolojik anlamda ilk sebebi budur. eğer mutlu bir hayat istiyorsanız, evlenmeye karar verdiğiniz insanla olan ilişkiniz "evlendikten önce, evlendikten sonra" diye iki döneme ayrılabilmeli. yok arada fark yoksa bilin ki, bilime göre aşkın ömrü 2 yıldan fazla değildir. evlilik size büyük bir sorumluluk silsilesinden başka bir şey getirmeyecek.

    toplumlar olarak ilerledikçe, istatistiklerin bir kısmı bize bazı konularda klasik toplumsal değerlerle hareket etmenin sosyal hayata daha başarılı şekilde yansiyabileceğini gösteriyor. görücü usulüne dönün demiyorum. ama evlilik kavramı, aynı evde yaşamaya karar vermekten daha fazla anlam ifade etmeli.
    57 -29 ... tuning2002010
  • iyi bir şoförün özellikleri

    22.
    Trafik kurallarına uyandır.
    1 ... tuning2002010
  • celal şengör

    781.
    (bkz: ateistlerin yeni peygamberi)

    Bu adam şu ilahiyatçılara lamarkçı Evrim’i darwinin Evrim’i diye anlatan adam değil mi yahu?

    Başkasına zorla bok yedirmek işkence değildir diyen adam değil mi ?

    Atayiz olduğu için, ben big-bang teorisine inanmıyorum diyen dogma bilim adamı değil mi ?

    Sanki büyük patlama inancın konusuymuş gibi.

    T: dogma atayiz peygamber
    1 ... tuning2002010
  • yeni şeyler getiriyorum